Bir Metruk Şair: Asaf Halet Çelebi
Hakan Kaşık1907 yılının Aralık ayında doğan Asaf Halet Çelebi edebiyat dünyamızın en metruk birkaç şairinden biri hatta belki birincisidir. Bu yolda şairimizi tanımak adına kısa bir biyografi ile başlamak istiyorum. Bu bilgiler aslında kolayca bulunabilecek şeylerdir o yüzden üstünde fazla durmadan kısaca verip geçmek istiyorum.
Arap, Fars ve Hint edebiyatına hakim olan şairimiz gençlik çağında gazeller ve rubailer yazar. 1937’den sonra yöneldiği serbest nazımlı şiir ile şiiri asıl şekline bürünür. Dört şiir kitabı [He, Lamelif, Om Mani Padme Hum, Laleler] bulunan şairimizin araştırma, monografi ve antoloji kitabı da mevcuttur. Ayrıca nesirleri ve Hint edebiyatı üzerine makaleleri de mevcuttur. Edebiyatımızda “modern gelenekçi” tavrın temsilcisi olarak kabul edilir. Yaşamına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü kitaplığında görevliyken veda etmiştir [1958] ve metruk bir şair olarak edebiyatımızın ya da kütüphanelerimizin tozlu raflarında yerini alır. Hem edebiyatımızın kimi taraflarının hem de kütüphanelerimizin hepten metruk bırakıldığını hatırlatmaya gerek yok sanırım.
Asaf Halet’in metruk oluşunu yazıma başlamadan önce kitaplarını almak için gittiğim kitapçılarda aradığım kitaplarını bulamamak suretiyle daha da kesin bir şekilde anlamış oldum. Adını söylediğimizde ilk defa duymuşçasına ”o kim” edasıyla tavır sergileyen insanlarımız ondan bîhaber. Bunun iki üzücü noktası var. İlki Asaf’ın şahsiyetine veremediğimiz kıymet ikincisi ise kendimize sağlayamadığımız kazanç. Evet elle tutulur bir kazancımız olmasa da Asaf’ı bilmek, okumak, yaşamak manevi ufkumuzda kazançtır ve bizler bundan ve nicelerinden habersiz yol almaktayız. Ama bu yol bizi doğru yere götürür mü, bilemiyorum.
Yeni ufuklara, düşüncelere yürümek adına Asaf’ı ve sanatını anlatayım. Mütevazi bir yaşam süren Asaf’ın kanaatimce bu yaşamı onun hayata bakışıyla alakalı idi. Tasavvufa hakim olan Asaf daha sonra Buda ve Tagor’u okuyarak doğu kültürlerini özümser ve mistik yönünü besler. Bu mistik yönü onu mütevazi bir hayata iter ve ayrıca sanatını büyük ölçüde etkiler. İbrahim Ethem, Cüneyd-i Bağdadi, Hallac-ı Mansur gibi dinîtasavvufî şahıslar şiirlerinde yer bulur. Lamelif şiirindeki şu ifade ise Budizm’e olan alakasının şiire yansımış hali olarak karşımıza çıkıyor:
O başına musallat olmasaydı Buda olurdunbaşına musallat oldu budala oldunAsaf Halet Çelebi
Asaf Halet’in divan edebiyatına, batı şiir tekniğine, Uzakdoğu öğretisine, Hint-Arap-Fars edebiyatına hakimiyeti ve bunları sentezlemesi onun modern gelenekçi tavrını gösterir. Modern gelenekçi derken Asaf Haleti bir gruba dahil etme gayretinde olmamakla beraber Asaf’ın özgün, cemiyetten soyutlanmış yönünden bahsetmek istiyorum. Asaf Halet esas önemli olanın şairin kendisini bulması olduğunu, dışarının pek önem arz etmediğini ve “Sanat bizim bu yalnız tarafımızın ifadesidir ve olmalıdır diyerek” asıl meselenin bir ideolojik düşünce ve bir sosyal gaye olmadığını belirtmiştir. Sanatkarı, kendi varlığı bizzat mucize olan adeta “veli” olarak nitelendirip orada gösterişten uzak, taklitten sıyrılmış, aleladelikten ayrılmış kendi hakikatini ve yüksek varlığını gören kişi olarak değerlendirir.
Asaf Halet’in şiir anlayışı, şiire bakış açısı yazımın en lüzumlu gördüğüm kısmı. Bunun için bu kısmı elimden geldiğince detaylı işlemeye gayret edeceğim. Asaf şiire bakış açısını şöyle dile getiriyor: ”Mesele esasen müşahhas malzeme ile mücerret olan hayali yaşatabilmektir. Yani mücerret şiir, bilakis mücerret mefhumlu kelimelerden mümkün mertebe soyunmuş olan ve toplu bir halde mücerret bir mana anlatan ve bize o ihtisası veren ruh anının ifadesini taşıyan şiirdir”. Asaf sezgi şairidir. Kelimelerin büyülü kombinasyonu ile oluşan şiiri büyük bir tek kelime olarak görür. Bunun için şiirde kelimelerin lügat manasına takılmanın lüzumsuzluğundan söz ediyor. Şiiri, bütün olarak verdiği ruh anının ifadesi olarak görür ve şairin tek bir şiirinin olduğunu, bize ayrı ayrı sunulanın tek bir şiirin parçaları olduğunu belirtir.
Asaf’ın döneminde bahsi çok geçen eski şiir-yeni şiir tartışmasına yaklaşımını paylaştıktan sonra poetikasına geçebiliriz. ”Kendisine yabancı gelen her şeyden nazari bir korku geçiren kimseler için yeni ve eski vardır. Onlar alışamadıkları şeylerden korkar ve hemen aforoz etmek isterler. Onlar daimi surette güzeli, iyiyi, doğruyu görmemeğe mahkum olmuşlardır.” diyerek eski-yeni tartışmasında eski-yeni diye şiiri tasnif etmez. Bu konuda ”Zaman mefhumu daha ziyade bizim beynimizin içindedir. Çoğumuz güzeli zamanla ölçmek isteriz. Yine içimizden birçoğu güzelliği kendi gözleriyle değil başkalarının gözlerine inanarak görmek ister. Çünkü güzel standart damgası vurulmuş bir şeyi kayıtsızca kabul edivermek onun için kolay ve tehlikesiz olacaktır. Kolektif bir görüş rahatlığı insanı düşünmekten kurtarır. Bu görüş rahatlığı temin eden göreneklere, modaya uyma neticesinde beğenilen şey acaba hakiki sanat eseri midir?” görüşleriyle toplumun bu konuya yaklaşımını açıklamış ve yanlışlarını göstermiştir.
Asaf’ın poetik yazıları üzerinde durmak lüzumludur diye düşünüyorum. Yazmış olduğu bu poetik yazılarda altı unsur üzerinden görüşlerini belirler. Bunlar: Saf şiir, vuzuh, şekil, mücerret şiir, ruh anı ve mistisizm temayülüdür. Bunlar üzerinde durmamız Asaf’ı daha iyi anlamamıza vesile olur diye umuyorum.
Asaf’ın üzerinde durduğu hakiki manada şiirin saf şiire ulaşmak olduğunu yazılarında hissettirir. Şiir ahengin, mananın ve tasavvuru mümkün olan hayallerin bir araya gelmesinden hasıl olan sanattır. Mana, hayal, ahenk tertibi keyfi olmayıp mantık çerçevesindedir. Asaf’a göre bu mantık alelade bir mantık olmayıp yüksek riyaziye ile bir noktaya varış mantığı nevinden olabilir. Şu sözleri saf şiire olan yaklaşımını daha da iyi özetliyor: “Şairlerin dilleriyle açılan arşın hazinelerinde saklı olan bu mücevherler ister küçük, ister büyük olsun herhalde haşviyattan sıyrılmış, temizlenmiş, tasfiye edilmiş olan hakiki şiirin ta kendisidir.”
“Anlam izafi bir mefhûmdur. Bir gazete havadisini, bir riyaziye meselesini, bir insanın hislerini anlamak büsbütün başka şeylerdir.”
Asaf halet Çelebi
Şiirde anlaşılmak ya da anlaşılmamak üzere gayesi olmayan Asaf Halet, şiirde vuzuhu şaire tümüyle yüklemeyerek okuyucunun buradaki durumuna dikkat çekiyor. Poetik yazısında ”Şiirde vuzuh böylece şairin kudretine bağlı olduğu kadar okuyucusunun da ruh imkanına, anlayışına, irfanına ve hüsni niyetine bağlı keyfiyettir” diyerek okuyucunun idrakının önemine vurgu yapar. Herhangi birisine açık, anlaşılır gelen şiirin başka birine de böyle gelmesi lazım gelmez diyen Asaf şiirlerini anlaşılır olma gayesi ile yazmamıştır. Bu konuda şu sözünü de paylaşmak istiyorum: “Şiirde sakatattan sadece kalp parçaları satılır. Satan şairdir. Çiğ satar. Alanların pişirip pişirmediklerini bilmiyorum” demesi şairin şiirdeki tesirini yabana atmaksızın okuyucunun yükümlülüğüne vurgu yapıyor. Her şiirin şekli, sadalarının arebeski o şiirin vermek istediği umumi havayı en mükemmel şekilde temin edecek olandır. Şu halde buna göre ne kadar şiir varsa o kadar şekil olması icap eder.
Vezin ve kafiyenin itibarı şekle verilen önemi gösterir. Her şiir için yeni bir şekil yaratmak kudretini kendinde göremeyenlerin tesellisi bu vezin ve kafiyeler olduğunu belirten Asaf şiirde şekilden başka bir şey sunamayanları eleştirir. Muhtevanın çoğaldığı şiirde basma kalıp şeklin tatminsizliğini belirtir. Şekli, amacı güzel şekilde gerçekleştirmeye yarayan önemli bir yardımcı unsur olarak görür. Asaf’ın bu görüşleri çerçevesinde diyebilirim ki şairin ruh halinin izahını en güzel şekle oturtarak yapması, o ruh halini belli şekle sokmaktansa ruh haline uygun şekil ile yazması gerekir. Ayrıca Asaf bu poetikasında kafiye, asonans, aliteresyonları nerede, nasıl ve hangi ihtiyaçlar karşısında kullandığının izahını yapar. Bundan da bahis açmak istiyorum. Tekrir konusunda görüşü cemiyetten farklılık arz eder. Tekriri şiire hareket, dinamizm vermek için kullanan şairler aksine Asaf’ın kullanma maksadı durgunluk, tembellik ve salıntı vermektir şiire. Örneğin Mansur şiirinde;
renkler güneşten çıktılarrenkler güneşe girdilerrenkler güneşsiz öldülerne renk gerek banane renksizlikAsaf Halet Çelebi
Tekriri şiddetten ziyade sayıklama olarak kullanır. Cüneyd şiirinde de tekriri ayniyle sükunete davet maksadıyla kullandığını söyler:
bakanlar banagövdemi görürlerben başka yerdeyimgömenler benigövdemi gömerlerben başka yerdeyimAsaf Halet Çelebi
Aliteresyonları ise fazla kullandığını belirtir. “Om mani padme hum” musiki cümlesinin güzelliği de aliteresyonladır.
Şekil hakkında son olarak Asaf’ın şu yaklaşımını yerinde bularak sizlerle paylaşayım: ”Şekiller bizi içlerine alıp dar mahbeslerine sokacaklarına bizim bu şekilleri istediğimiz gibi yoğurmamız ve şiirin muhitine uygun bir halde icad etmemiz elbette daha muvafık hareket olur.”
“Sanatkarın müşahhas malzeme ile inşa edeceği şiir alemi bizim kafamızda mücerred hayallere yol açar. Sanatkar taklit eden değil hayatı yeni baştan inşa eden, kendi bünyesine göre yoğuran yaratıcı bir insan olduğu için onun vücuda getirdiği alem de mücerret bir alemdir.” sözüyle Asaf mücerret şiir hakkındaki görüşünü sunar. Asaf, şiirini mücerred mefhumlu kelimelerden ve bilhassa sıfatlardan mümkün olduğu kadar uzak tutmuştur. Şiirdeki vuzuhu ve idrak sislilesini sislendiren bu kelimeler hayaller vasıtasıyla hayali bir alem göz önüne getirmemizi gerektiğinden dolayı Asaf bunu büsbütün havai ve esassız bir şey olarak görüyor. Ancak bu mücerret mefhumlu kelimeleri müşahhas hale sokabilirsek bu hal şiir mantığına uygun hale gelebilir der.
Ayrıca bu poetikasında teşbih hakkında da görüşlerini sunmuştur. Eskilerin çok kullandığı teşbihi acizlikten ve şuur karışıklığından ileri geldiğini, teşbihlerden bıkıldığını artık yorucu ve zevk vermeyen bir unsur olduğunu söyler.
Şairin asıl sanatını ruh anlarını ifade etmek hususundaki kabiliyeti olarak gören Asaf bu konuda derinleşmiş bir şairdir. Şiirde her şeyden evvel şairin hakim olan ruhu sezilir. Şairin her şirinini birbirinden ayıran en önemli unsur budur. Şiiri tespit ettiği andaki ruh hali, ruh anı onu diğerlerinden ayırır. Asaf altşuurda kendini aradığı zaman çocukluğunun saf ruhunu bulur. Şiirleri ruh anı bakımından çocukluk, büluğ insiyakları, ruh haletleri ve sırf intiba şiirleri bakımından ayırır, yorumlar.
Asaf’ın en çok eleştiri aldığı, karikatürlere alay konusu olduğu mistisizm hakkındaki görüşleri büyük önem arz eder. Şiirin mistik yönünü Hz. Rasul’ün şu sözlerine dayandırır. “Muhakkak ki Allah’ın arşın altında anahtarları şairlerin dilleri olan birtakım hazineleri vardır.” Şairlerin dillerini anahtar gibi kullandıkları bu hazineler saf şiir mücevherlerini saklayan arşın altındaki hazinelerdir. “Şiirden başka lisan tekellüm eden” peygamber, şiirin bilhassa saf şiirin ilahi bir menşei olduğunu bize öğretiyor. Saf şiir parçalamayan tek bir kelimedir, ona ne bir şey eklenir ne bir şey çıkartılır. Bunun için lügat manalarına bakılmaz. Belki de metruklar arasında yer almasına neden olan yönüdür mistisizm. Bu mistisizm Asaf’ın şiirlerinde ağır basar. Bunu Nirvana’ya davet yahut Nirvana’ya nasıl erilebileceğinin hikayesi olarak görür. Birçok şiirinde var olmak şuurunun erimiş ve sonsuz bir temaşadan ibaret kaldığını söyler. Örneklendirmek gerekirse:
“beni ve seni ve geceyi yuttunirvana” [Nirvana şiiri]
“şimdi derinlikte ve boşluktayız” [Cep şiiri]
Genel olarak Asaf’ın şiirleri hakkındaki görüşünü de paylaşıp şiir davasını sonlandırabiliriz. Asaf şiirlerinin bir fikir, bir muhayyile ve hissiyat şiiri değil de intuition (sezgi) şiiri olabileceğini söyler. “Biraz fazla hareket, bir rüzgar onları yok etmeye kafidir. Hele fena okuma bile bana yapılacak suikast için kafi ve vafidir” der. Şiirlerinin böyle olduğunu davasının bu olduğunu poetikasında böyle açıklıyor.
Yazımın daha uzun ve sıkıcı bir hal almaması için Asaf hakkında birkaç küçük not ekleyerek yazımı sonlandıracağım. Örneğin; Necip Fazıl’ın Asaf hakkında dedikleri de dikkate alınacak bir şeydir. Necip Fazıl Asaf’ın şiirlerini ölümünden sonra yayınlar ve yıllar sonra arkasından Bâbıâli’de şöyle yazar: “İstanbul efendisi”, “güzel ve çirkini tâyinde usta” Mehmet Kaplan’ın da Asaf’ın şiirine yorumu ise önem arz eder: “Kuvvetini dil, şekil ve âhenkten çok, psikolojik muhtevâsı ile hayâl ve masal unsurlarından alan şiir.”
Bu ve daha niceleri Asaf’ı anlatmaya yetmez. Hele ki benim bu yazım Asaf’ı dışarıdan izlemekten başka birşey değildir. Asaf’ı yaşamak, hissetmek lazım. Ben Asaf’a ufacık bir yönelim sağlayabildiysem ne mutlu bana. Nice metruklara beraber yürümek adına kendinize iyi bakın.