Ortadoğu’da Yaşanan Mücadele ve Savaşlar: Marshall Planı ve Truman Doktrini
Bahadır Taha AlataşGiriş
Ortadoğu terimi genel kabul ile Amerikalı deniz stratejisti “Alfred Mahan” tarafından 1902 yılında “Arabistan ve Hindistan arasındaki bölgeyi belirlemek” amacıyla kullanılmış ve o tarihten itibaren bu isimle tanınmaya başlanmıştır. Mahan, o dönemde bir İngiliz dergisi olan National Review'da yayınlanan makalesinde (“Basra Körfezi ve Uluslararası İlişkiler”, Eylül 1902, National Review, Alfred Thayer Mahan), bölgenin stratejik önemine dikkat çekmiş; Basra Körfezi’ni merkez kabul ederek Basra Körfezi’ni çevreleyen bölgeyi Orta Doğu olarak etiketlemiştir.
Terim, ilk zamanlarda “Orta Doğu” şeklinde ayrı yazılsa da zamanla -bölgenin siyasal bir bakış açısıyla tanımlanmasıyla- “Ortadoğu” şeklinde yazılmaya başlanmıştır. İngiliz asıllı Amerikalı tarihçi ve “Ortadoğu” uzmanı olan Bernard Lewis de günümüzde “Ortadoğu” terimini bitişik olarak kullanmaktadır:
Ortadoğu dünyadaki en eski uygarlık bölgelerinden birisidir. Ortadoğu uygarlığı, Hindistan ve Çin gibi başka eski uygarlıklarla karşılaştırıldığında, Ortadoğu sahnesinin diğerlerinden belirgin bir şekilde farklı iki özelliği çok açık bir şekilde görünür. Bu özelliklerden biri çeşitlilik, diğeri de süreksizliktir.Bernard Lewis, Ortadoğu, Çev. Selen Y. Kölay, 14. baskı, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2018, s. 307
Marshall Planı
II. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konmuş ABD kaynaklı, antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketidir. 16 ülke, bu plan gereği ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır.
Planın Kökeni
1947 yılından itibaren A.B.D. ile Sovyetler Birliği arasında savaş sırasında kurulan işbirliği ortamı yavaş yavaş ortadan kalkmış; Amerikan kamuoyunda yayılan “kızıl tehlike” korkusu, halkın ve yöneticilerin Sovyetlere ilişkin düşüncelerinde büyük bir yön değişikliğine yol açmıştı. Bu değişimin en büyük göstergesi 11 Mart 1947’de Başkan Harry Truman‘ın Kongre’de yaptığı konuşmada, ilk kez, dünyanın iki ideolojik ilkeler dizisi arasında bölünmenin aşamasında olduğundan bahsetmesiydi. Başkan Harry Truman, yaptığı konuşmasında, komünist tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Türkiye ve Yunanistan’a A.B.D.’nin 400 milyon dolarlık askeri yardım yapacağını açıklamıştı.
Doktrin'in İlanı
Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye ve Yunanistan’a yardım edebilmesi için Kongre’yi ikna etmesi gereken Başkan Truman, 12 Mart 1947’de Kongre’de bu konuyla ilgili bir konuşma yaptı.
Truman, daha sonra “Truman Doktrini” olarak anılacak olan tarihi konuşmasında özetle; Amerikan Hükümeti’nin Yunanistan Hükümeti’nden acil bir mali ve iktisadi yardım çağrısı aldığını, Yunanistan’daki Amerikan Ekonomik Misyonu ve ABD Büyükelçisi’nin raporlarından “Yunanistan’ın özgür bir ülke olarak kalabilmesi için söz konusu yardımın gerekli olduğunun” anlaşıldığını, Yunanistan’ın varlığının komünistlerce yönetilen birkaç bin silahlı kişi tarafından tehdit edildiğini, Yunanistan Hükümeti’nin mevcut durumla baş edemediğini, Yunan ordusunun küçük ve zayıf olduğunu, bundan dolayı kendi kendine yeten ve kendi kendine saygısı olan bir demokrasi olabilmesi için Yunanistan’a yardım yapılması gerektiğini söyledi.
Yunanistan’a ilişkin cümlelerini bitirdikten sonra Truman, Yunanistan’ın komşusu olan Türkiye’nin de ABD’nin ilgisini hak ettiğini söyleyerek, Türkiye’nin ABD ve Batı dünyası için taşıdığı önemin altını çizdi. Truman’a göre, “Bağımsız ve iktisadi açından istikrarlı bir devlet olarak Türkiye’nin geleceği dünyanın özgürlük sever halkları için, Yunanistan’ın geleceğinden daha az önem taşımamaktaydı.” Türkiye’nin içinde bulunduğu şartların Yunanistan’ınkinden farklı olduğuna ve savaş sırasından ABD ve İngiltere’den Türkiye’ye malzeme yardımında bulunulduğuna işaret eden Truman, “Yine de Türkiye bizim desteğimize ihtiyaç duymaktadır. Savaştan beri Türkiye, ulusal bütünlüğünün sağlanması için elzem olan modernizasyonu gerçekleştirebilmek için ABD ve İngiltere’den ek yardımlar istemiştir. Bu bütünlük, Ortadoğu’da düzenin korunması için gereklidir. İngiltere Hükümeti, içinde bulunduğu güç durum nedeniyle, Türkiye’ye daha fazla mali ve iktisadi yardım yapamayacağını bize bildirmiştir. Yunanistan gibi Türkiye de ihtiyaç duyduğu yardımı almalıdır. ABD bunu vermelidir. Bu yardımı sağlayabilecek tek ülke biziz” sözleriyle Kongre’yi ikna etmeye çalıştı.
Başkan Truman, 12 Mart 1947’deki konuşmasında Kongre’den 3 istekte bulundu. Bu istekler:
- Türkiye ve Yunanistan’a yardım amacıyla 30 Haziran 1948’e kadar geçerli olmak şartıyla 400 milyon $ bütçe,
- Yunanistan ve Türkiye’ye sivil ve askeri Amerikan personelinin gönderilmesi,
- Seçilecek Türk ve Yunan personelin Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitilmesiydi.
Başkan Truman’ın 12 Mart 1947 tarihli konuşması, Türk basınında geniş yer almıştır. 14 Mart 1947 tarihli Ulus Gazetesi, Truman’ın Türkiye ve Yunanistan hakkında söylediklerini kısaca özetledikten sonra, Türkiye’nin iç durumunun Yunanistan’dan daha iyi olduğunu, güçlü bir hükümeti olduğunu ve sağlam bir rejimle yönetildiğini belirtmiştir. Ulus Gazetesi, bu duruma karşın Türkiye’nin iki yıldır ağır bir dış baskı altında olduğunu, Boğazlarda üs ve doğuda toprak tehdidinin bulunduğunu yazmıştır. Nihat Erim Ulus’taki yazısına şöyle devam etmiştir:
“Şimdi Truman’ın ağzından dünyanın en kuvvetli cumhuriyetinin bizim yanımızda yer aldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu vaziyet alış bizim için sürpriz olmamıştır. (…) Nihayet şerefli milletlerin verdikleri sözü her ne pahasına olursa olsun tutacağından zerrece şüphemiz yoktur.”
Türkiye'ye Yapılacak Yardım Hakkında Antlaşma
Yardımın başlaması için antlaşma ise, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında, 12 Temmuz 1947 tarihinde Ankara’da imzalandı.
Yardımların yapılması ve kullanılmasına gelince; antlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye’ye yardımlar önce bağımsız bir program çerçevesinde gönderildi. 1948’de Türkiye ve Yunanistan’a yapılan yardım, Amerikan Kongresi tarafından Dış Yardım Yasası içine aktarıldı. Böylece Truman Doktrini’nde bir kereye mahsusmuş gibi sunulan yardımlar süreklilik kazanmış oldu. 6 Ekim 1949’da Karşılıklı Savunma Yasası’nın (Mutual Defence Act) kabul edilmesiyle, yardımlar bu çerçevede değerlendirilmeye başlandı. Amerikan yardımlarının yönetimi de Ekonomik İşbirliği İdaresi’ne geçti.
Doktrinde Türkiye’ye verilmesi öngörülen 100 Milyon $’lık malzemenin tamamının gönderilip gönderilmediği konusunda farklı görüşler vardır. Bazı kaynaklara göre Amerikalılar, Yunanistan ve Türkiye’ye gönderilecek olan yardımda kısıntıya gitmişlerdir. Türkiye’ye sadece 69 Milyon $’lık malzeme ulaştırılmıştır.
1947-1949 döneminde, Truman Doktrini’nde yer alan askeri malzeme yardımı da dahil olmak üzere, Türkiye’ye verilen Amerikan yardımının tutarı 152.5 Milyon $ oldu. Bunun 147.5 Milyon $’lık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon $ kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı. 1947-1951 yılları arasında ise Türkiye’ye yapılan Amerikan askeri yardımının miktarı toplam 400 Milyon $’a ulaştı.
Marshall Planı'nın Yapılmasının İlanı ve Geliştirilmesi
ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, 5 Haziran 1947’de Harvard Üniversitesi’nde verdiği bir söylevde, daha sonra kendi adıyla anılacak olan Avrupa’ya yardım planının ilk işaretlerini verdi. Daha sonra Marshall Planı adını alan bu teklifi görüşmek üzere, 27 Haziran 1947’de Paris’te bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya Sovyetler Birliği de katıldı. Ancak Sovyetler, 2 Temmuz’da toplantıyı terk etti.
12 Temmuz 1947’de Paris’te Fransa Dışişleri Bakanlığı binası “Quai d’Orsay”de biraraya gelen Avusturya, Danimarka, Belçika, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere ve Fransa temsilcileri, Avrupa’nın acil ihtiyaçlarını belirlemek ve karşılamak için, Amerika Birleşik Devletleri’nin istediği biçimde Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı (Conference of European Economic Co-operation, CEEC) adında bir örgüt kurdular.
Yukarıda sayılan 16 Avrupa ülkesi, ihtiyaçlarını gösteren ortak bir rapor hazırlayarak aynı yılın Eylül ayında ABD’ye sundular.
Toplantıya katılan Türkiye de, hazırlamış olduğu ekonomik kalkınma programını gerçekleştirebilmek için ABD’den kendisine 615 Milyon $ yardım yapılmasını istedi. Ancak Amerikalı uzmanlar, Marshall Planı’nın ülkelerin kalkınma programlarının finansmanı için değil savaştan yıkılmış olarak çıkan Avrupa’nın kalkınması için hazırlandığı gerekçesiyle Türkiye’nin yardım talebini geri çevirdiler.
Yine Amerikalı uzmanlara göre, Türkiye’nin altın ve döviz stoklarıyla dış ticaret dengesi diğer 15 Avrupa ülkesine göre daha iyi durumdaydı. Ayrıca uzmanlarca hazırlanan ve daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan Türkiye ülke raporunda, ekonomisi diğer Avrupa ülkelerine göre daha iyi durumda olan Türkiye’ye Marshall Planı çerçevesinde Avrupa ülkelerine hammadde ihraç etme görevi yükleniyordu. Dolayısıyla Türkiye’ye sadece, kısa vadede Türk ekonomisinin mevcut düzeyini korumasına yardımcı olacak mamul maddeler gönderilebilirdi.
Böylece, programın ilk 15 aylık dönemi için, tarım ve madencilik sektöründe kullanılacak aletler, elektrik malzemeleri, nakliye kamyonları, petrol ürünleri ve kereste biçiminde, yaklaşık 59 Milyon $’lık yardım yapılması öngörülmekteydi. Amerika’nın Marshall Planı ile ilgili bu ilk tutumları, Türkiye’de hayal kırıklığı ve tepkilere neden oldu. Dönemin bazı gazete yazılarına göre, Amerika’nın Türkiye’ye yardıma ihtiyacı olan ülkeler arasında yer vermemesi “yanlış” bir karardı ve nedeni de tam olarak belli değildi. Ayrıca bazı yazarlara göre dönemin hükümeti, Paris’e hazırlıksız gitmiş ve Türkiye’yi gerektiği gibi temsil edememişlerdi.
Truman Doktrini’nin Türkiye açısından ilk başlarda önemli sonuçları oldu. Doktrin, Türk dış politikasında devrim niteliğinde değişikliklere yol açtı. Başlangıçta Doktrin’i, Türkiye ile ABD arasında sıcak ilişkilerin gelişmesine ve Sovyet isteklerinin geri çevrilmesine yardımcı bir unsur olarak değerlendiren Türk devlet adamları, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da izlediği politikalar karşısında, İngiltere’nin de etkisiyle, 40’lı yılların sonlarından 60’lı yıllara kadar, bütünüyle Batı ve özelikle Amerika paralelinde bir dış politika yürütmeye başladılar.
Bu dönemde, Amerikan askeri yardımı çerçevesinde Türkiye’ye verilen malzemenin bakım ve yedek parça giderlerinin Türkiye bütçesinden karşılanması, Türkiye’nin ekonomisinde sıkıntıya neden oldu. Amerika’dan gelen yardımın bakım ve yedek parçası için Türkiye’nin bütçesinden yılda yaklaşık 145 Milyon $ ayrılması gerekti. Bu durum, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrasında elinde bulundurduğu döviz stokunun kısa sürede erimesine neden oldu. Bu doğrultuda yapılan ithalat arttıkça dolar sıkıntısı da büyüdü ve Türkiye’nin dış ticaret dengesi bozuldu.
Truman Doktrini ve Marshall Planı ile yaşanan sürecin, Türkiye’deki sosyal yaşama da büyük etkileri oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Türk kamuoyundaki imajı güçlendi. Amerikan mallarını kullanmak bir prestij haline geldi. Amerikan çizgi romanlarının gelmesiyle çocuklar Amerikan kahramanlarını benimsediler. Bu süreçte, Türk kamuoyunda Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı büyük bir ilgi ve hayranlık yaşandı.
Tüm bunlarla birlikte, Türkiye, Truman Doktrini ve Marshall Planı sürecinde Amerika’dan aldığı destekle Sovyet taleplerini geri çevirebildi. Bu süreç, bir dönem için Sovyetler Birliği’ne karşı Türkiye’nin güvenliğini sağladı. Yapılan askeri yardım, büyük oranda Amerika için eski sayılabilecek malzeme ve silahtan oluşsa da, o dönem için Türk Ordusu’nun modernizasyonunu sağladı. Ayrıca Marshall Planı ile tarıma yapılan yatırım, tarımda kullanılan malzemenin kalitesinin ve teknolojisinin yükselmesine ve Türkiye’nin büyük bir tarım hamlesi yaparak üretimini arttırmasına önemli bir katkı sağladı.
Sonuç olarak, Truman Doktrini ve Marshall Planı ile yaşanan süreç, Türkiye’nin iç ve dış dengelerinde olumlu-olumsuz çok büyük değişimlere neden olurken, Soğuk Savaş yıllarında yaşayacağı yaklaşık 50 yıllık dönemin de yönünü belirledi.