Pereskia

Kırk gündür su vermedim sana. Kırk gündür bekledin beni gözün yollarda. Kurudun kaldın da kırk gün, ne bir şikayet ettin yerinden ne de yakındın benden yana. Bense kırk dakika su içmezsem kuruyor dudaklarım, kalmıyor mecalim. İmreniyorum doğrusu, nedir seni bu kadar sabırlı kılan?

Eskiden yağmuru beklerdin bir umutla, artık onu da aldım elinden. Gökyüzüne aşkla baktığın günleri özlüyorsun biliyorum. Hiç öyle umurunda değilmiş gibi durma, farkındayım kızgınsın bana ama belli etmiyorsun. Ben de bu sabrına hayranım senin. Ama artık kızma bana ne olursun. Sana kaldıysa sıvası dökülmüş bir tavan altında susuz beklemek, inan bana da cennet değil buralar. “Gökyüzü” der gibi de bakma lütfen, o da eskisi kadar mavi değil artık.

Eski yerini özlüyorsun anlıyorum. Ama nasıl bırakabilirdim seni orada, nasıl göz yumardım o koca ağaçların arasında güneşsiz kalmana. O yaşlı devlerin yaprakları o kadar gürdü ki yağmur bile değmiyordu tenine. Ya o böceklere ne demeli, yapraklarını mahvetmişlerdi seni bulduğumda. Ah benim Pereskiam, sen onlara da ses etmezsin değil mi. Seni yiyip bitirseler gıkın çıkmaz, hatta sevinirsin nasipleri sen olduğun için. O kadar memnundun ki halinden, biliyorum; değil kırk gün, yıllarca değmese yapraklarına bir damla su; öylece beklerdin bir umutla yağmuru.

Oraya aitsin, yerin burası değil. Kendini iyi hissetmen için değil gerçekten söylüyorum; benim de yerim burası değil. Çok uzaklardan geldim ama alışmaya çalışıyorum bu tavan arasına. Eşlik etsen bana, az daha kalsak birlikte bak düzelecek her şey. Söz, bir daha haber etmeden de gitmeyeceğim.

Hadi iç suyunu. Birden değil yavaş yavaş iç, hasta olmanı istemem. O zaman kim dinler beni, kime anlatırım derdimi saatlerce. Hem sen olmasan ne yaparım ben. Sahi ya ne yapıyordum senden önce? Herhalde farkında olmadan seni arıyordum. Yoksa ne işim vardı o saatte o koca ormanda. Belki sen de beni bekliyordun habersiz. Kim bilir ne kadar insan geçti yanından da, varlığının farkına bile varmadılar. Zaten onlar bir ömür geçseler yanından yine de görmezlerdi seni. Neden biliyor musun, onlar için yeterince renkli değilsin.

Gücenme ve kızma bana. Bak buradayım ben, başucunda. Hadi birlikte bekleyelim yağacak yağmurları. Yine bakalım gökyüzüne, eski maviliğine dönsün diye dua edelim beraber. Hem belki ormana da geri döneriz o vakit. Bu sıvası dökük tavan arası da iç çekip bizi özler. Ne dersin Pereskiam, bir gün çiçek açtığını da görür mü bu gözler?