Selam Söyleyen Küçük Bir Mektup

Uykunda ve hastalığında bile başucunda seni bekleyen kitaplarına selam söyle benden. Söyle onlara seni bu denli üzmesinler. Ara sıra onları bırakmana bu kadar alınmasınlar, gözden ırak olan gönülden de ırak olur sanmasınlar. Gerçi kitaplar bilgedir ama sen yine de söyle bunu onlara. Ara sıra başka arkadaşlar edinmene gücenmesinler.

Kalemlerine de selam söylemeyi unutma benden. Hani o kitapların kenarlarına kendisiyle bir şeyler karaladığın kalemlerine. Nice cefalar çektiler senin için, nice yükünü aldılar omuzlarından. En çok da kurşun kalemlerine selam söyle. Daha çok onları yoruyorsun çünkü, en çok onlar uğraşıyor senin için. Fosforlu kalemlerini unutmak da nankörlük olur elbet. Özellikle sarı olanları. Zaten en çok onları seviyorsun, aslında bana kalırsa bir tek onları seviyorsun fosforlu kalemlerinin içinden; ara sıra turuncuyu sevdiğin doğru olsa da. Neden fosforlu kalemlerin çoğunlukla sarıdır merak etmişimdir hep. Bir dosttan duymuştum başka renk fosforlu kalem alınca pişman oluyormuşsun her defasında; her defasında bir şans daha vermek istesen de diğer renklere. Sarı renkli fosforlu kalemlerin bazen içten içe kızmıyor değiller sana biliyorum. Ne var yani bu kadar satırı çizecek, oldu olacak bütün kitabı boya demelerinde haksız da sayılmazlar hani. Bazı kitapların içleri sapsarı kesiliyor sen de biliyorsun. Kenarlara kurşun kalemlerle alınmış notlar da cabası. Ama biliyorum ki sen de haklısın; bazı kitapların her satırı mühim, kenarları notların sığmayacağı kadar dar.

Unutup da tükenmez kalemle kenara not aldığında da pişman olduğunu biliyorum. O sayfaları yırtmak istediğinden de eminim. Ama kıyamıyorsun. Kitapların kızların gibidir senin, kitapların ve defterlerin. Kalemlerin oğulların sanki. Oğulların ile kızlarının kavgasından haz alan sadist bir baba gibisin bunu da biliyorum. Nasıl da hoşuna gidiyor onların didişmeleri…

Güzel bir duygu olsa gerek birçok oğula ve birçok kıza sahip olmak. Yahut bunca arkadaşa sahip olmak. Onlarla oynamanın, onlarla vakit geçirmenin verdiği haz paha biçilemez bir duygudur herhalde. Onlara çok düşkünsün ve biliyorum ki onlar da sana çok düşkün. Biraz ihmal etsen onları, biraz uzaklaşsan onlardan hemen özlüyorlar seni. Sen de özlemlerini gidermek için onların, -ve tabii ki senin- hemen koşuyorsun onlara. Yine de seni özleyen başkaları da var biliyorsun. Onları da ihmal etmemelisin. Kahvedeki dostlar, dergideki dostlar, eski okul arkadaşı olan dostlar, memleketteki dostlar, daha niceleri… Galiba en çok da ben, en çok da ben özlemiş olmalıyım seni. Bunca yakınlığın rağmına. Penceremde hep seni beklemek, her geleni sen sanmak; bilsen ne zor. Rica ederim şaşırma, şaşırma ve kızma bana. Sen mi diye de sorma n’olur; evet ben yani Metruk; ara sıra uğra olur mu, pervazdaki fesleğenler de seni soruyor. 

devam edecektir herhalde, nasipse…