Sinek
Üzeyir BağcıEnsemizde hissettiğimiz yel, sineğin kanadından esmekteydi. Sinek marifeti icabı uçuyor, vızıldıyor ve ısırıyordu biz nasibinden. Ancak biz bu şekilde çalışamıyorduk, zaten hava çok sıcaktı.
Biz sinekten kurtulmak istiyorduk, sinekse artık bizim olmayan ter kokusunun peşindeydi. İçimizden bazılarımız sinekten kurtulmanın yolunun onu öldürmek olduğunu söylediler. Sineği öldürmek için şekilden şekle girdik, kovaladık, tuzak kurduk ama nafile. Biz ne yana dönsek arkamızda kalıyordu. Sadece kendimizi hırpalamış olduk, hatta kimimiz sakatlanmıştı. Bu fikir işe yaramamıştı.
Bazılarımızda, eğer sineğe aldırış etmez isek bizi bırakacağını söylediler. Biz de sineği umursamadan işe devam ettik. Ancak bir süre sonra kaşınmaktan iş yapamaz olmuştuk. Bir de vızıltıdan baş ağrısı cabası.
Sanki bütün ıstıraplar sineğin sırtına yüklenmişti. Sinek hedefine ulaşmış ve ıstırabını bize devretmekteydi.
Küçücük bir sineğe karşı çok çaresiz hissediyorduk. Her birimiz bir kenara çekilmiş, kendi kendimize kaşınıyorduk.
Bu da neyin nesi böyle her yer karabulutlarla kaplandı. Bardaktan boşanırcasına yağıyordu yağmur. Yaz yağmuruydu bu, selsiz olmazdı tabi. Onca zaman çalışıp çabaladığımız ekinlerimiz sele kurban gitmişti. Hem de bir sinek yüzünden.
Ancak fark ettik ki yağmurdan sonra sinek kaybolmuştu. Hem hiçbirimizde ter kokusu falan da kalmamıştı. Biz bunu nasıl düşünememiştik. Boş yere sineğe uyunup işimizi aksatmıştık. Hem de ne aksatmak, sineğin çilesi kalmıştı heybemizde sadece.
Şimdi evdekilere ne söylesek sinek vızıltısı. Zira heybemiz sinekten dolu, emekten değil.