Ortadoğu’da Yaşanan Mücadele ve Savaşlar: Eisenhower Doktrini
Bahadır Taha Alataş93 Harbi’nden kısa bir süre sonra İstanbul’u ziyaret eden General Grant’ın (18. ABD başkanı) II. Abdülhamit ile Yıldız Sarayı’nda görüşmesinden sonra bu toprakları ziyaret eden ilk ABD başkanı olan Dwight D. Eisenhower, Türkiye’ye ilk ziyaretini NATO Başkomutanı sıfatıyla 1952 yılında gerçekleştirdi.
Eisenhower Türkiye’ye geldiğinde henüz ABD başkanı değildi. 1953 yılında ABD başkanı seçildikten sonra ise Ortadoğu üzerinde etkisi büyüktür, 1953 yılında İran’da yapılan darbeyle Muhammed Musaddık’ın yerine Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin getirilmesinde önemli rol oynamıştır. Başkan Eisenhower, 1957 yılında doktrinini duyurmuş, 1959 yılında ise sırasıyla İtalya, Türkiye, Pakistan, Afganistan, Hindistan, İran, Yunanistan, Tunus, Fransa, İspanya ve Fas’ı ziyaret ederek doktrini bölge ülkelerinde uygulamaya koymuştur.
Özellikle Eisenhower Doktrini, Ortadoğu için bir başka dönemin anahtar tarihidir. Eisenhower Doktrini’nden önce ise Türkiye-ABD ilişkileri açısından Marshall Planı ve Truman Doktrini bilinmeli, ilgilileri şu yazıyı inceleyebilirler:
Eisenhower Doktrini
Dwight Eisenhower, 1954 yılında “Barış İçin Atom” programını başlattı ve 5 Ocak 1957’de, ünlü Eisenhower Doktrini’ni açıkladı. Bu doktrin ile Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımda bulunulması planlanmaktaydı. Yardımın amacı, Ortadoğu’da komünizmin yayılmasını önlemek olarak açıklandı.
Eisenhower Kongre’den şu konularda kendisine yetki verilmesini istiyordu:
- Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Ortadoğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.
- Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak.
- Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması.
Bu amaçlarla Başkan Eisenhower, Kongreden, üç yıl süre ile, her yıl 200 milyon$ harcama yetkisi istemekteydi. Temsilciler Meclisi’nde onaylanan tasarı, Senato da büyük oy çoğunluğu ile kabul edilerek, Başkan’a istediği yetkileri verildi. Eisenhower Doktrini’nin bilhassa Ortadoğu’da Amerikan askerinin kullanılmasına dair kısmı, Amerikan Kongresinde büyük tartışmalara sebep olsa da sonuç olarak doktrin kabul edildi ve uygulanmaya başlandı.
Eisenhower Doktrini’nin tatbikatını sağlayacak kanun; 9 Mart 1957′de kongre tarafından kabul edildikten sonra, başkanın danışmanı James P. Richards, Ortadoğu ülkelerini ziyaret etti ve doktrine katılmalarını istedi. 22 mart 1957 günü Türkiye Eisenhower Doktrini’ne katıldığını, ayrıca doktrini bölgede gerçekleştirebilmek için hazır olduğunu açıkladı. Aynı gün ABD, Bağdat paktı askeri komitesine (CENTO) gireceğini ilan etti.
Doktrin’in Önemi
ABD başkanı Eisenhower ‘in 1957 yılı başında Kongre’ye sunduğu bir raporla açıkladığı ve uluslararası komünizm tehdidine karşı direnmek için Amerikan yardımına ihtiyaç duyacak Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımı içeren bu politikanın temel sebebi ise, ABD’nin, Sovyetler Birliği’nin Süveyş bunalımından sonra Ortadoğu’da kazandığı prestije karşı, bölgede bir karşı grup örgütleme çabası ve bölgedeki olayları uluslararası komünizmin bir parçası olarak kabul etmesidir.
Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için önemli bir gelişmeyi ifade etmekteydi:
- Birincisi, Amerika’nın Ortadoğu ile bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika; Ortadoğu ile ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de Truman Doktrini sadece Türkiye ve Yunanistan’a askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi. Halbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Ortadoğu bölgesini içine alıyor ve Amerikan askerinin kullanılması suretiyle bölgedeki ülkelerin komünizme karşı savunulmasını da üzerine alıyordu.
- İkinci olarak, bu doktrin ile Amerika, İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’da bıraktıkları boşluğu bizzat doldurmak üzere harekete geçiyor ve aynı zamanda da, bölgede Sovyet Rusya’nın karşısına dikiliyordu. Amerika ve Sovyet Rusya ilk defa olarak Ortadoğu’da karşı karşıya gelmeye başlıyordu.
Sovyetler’in Tepkisi
Sovyetler Birliği, Başkan Eisenhower’ın bu doktrisine ve ABD’nin Ortadoğu planına büyük tepki gösterdi.
Sovyetler, 7 Ocak’ta yayınladıkları bildiride, Eisenhower Doktrini’ni, “Ortadoğu ülkelerini esaret altına alma amacını güden bir tedbir” olarak nitelemişlerdir. Çünkü bu doktrin, Sovyetler birliği için “Amerikan tekelci kapitalizminin militarist çevrelerinin Ortadoğu işlerine kaba bir müdahalesi”nden başka bir şey değildi.
Bu tepkiden sonra 11 Şubatta Amerika, İngiltere ve Fransa’ya verdikleri notalarda, Ortadoğu için bir barış planı ortaya attılar. Bu plana göre;
- Bölgede ittifak blokları kurulmayacak
- Yabancı askerler geri çekilecek
- Yabancı üsler tasfiye edilecek
- Bölgenin içişlerine karışılmayacak
- Ve bölge ülkelerine silah satılmayacaktı.
Türkiye’nin Tepkisi
Eisenhower Doktrini, Menderes hükümeti için 1947 yılında Truman Doktrini’nin açıklanması ile başlayan askeri ve ekonomik yardımın, Türkiye’nin yanı sıra diğer Ortadoğu ülkelerine de genişlemesi olarak değerlendirilebilir.
Başbakan Adnan Menderes, söz verilen bu askeri ve ekonomik yardım sayesinde ülke içinde de prestijini arttırmayı ümit ediyordu. Bu dönemde Türkiye ekonomisinin kötü gidişi hükümete güçlükler yaratıyordu. 1951–52 yıllarının Demokrat Parti iktidarını güçlendiren verimli yıllık zirai seyri ardından gelen iklim kuraklığı ile ekonomiyi sıkıntıya sokmuştu.
Menderes, yaptığı bir basın toplantısında, Eisenhower Doktrini’nin Ortadoğu’da siyasi istikrarı sağlayacağına inandığını belirtmişti. CHP ise iç siyasi havanın gerginleşmesine rağmen, Eisenhower Doktrini konusunda hükümete destek oldu.
Bu doktrinin getirdiği tedbirlerin uygulaması 1958 yılındaki Lübnan ve Ürdün olayları sırasında gerçekleşmiştir. Türkiye, ABD ve İngiltere’nin davranışlarını kayıtsız şartsız destekleyeceğini bildirmiştir.
Bazı Ortadoğu ülkelerinin doktrine karşı çıkması sebebiyle ABD, yeni tedbirler alma kararı almıştır. Türkiye, Ortadoğu’da boşalan gücü dolduracak ülke olarak belirlenmiştir. 21 Mart 1957 tarihinde, Ankara’da, Türkiye ve ABD yetkilileri Eisenhower Doktrini’ne benzeyen ortak bir bildiri yayınlamışlardır.
Menderes, Eisenhower Doktrini’nin açıklanmasından sonra, ABD’yi Ortadoğu’da koruyucu bir güç olarak kazanma amacına ulaşmıştır. Menderes için bölgedeki Sovyet etkisini önleyebilecek tek güç, Amerika’ydı. Böylece Menderes, ABD’yi Sovyet yayılmacılığını önlemek için bir denge faktörü olarak kullanma yoluna başvuruyordu.
Adnan Menderes’in NATO ile Bağdat paktı arasında bağlantı kurarak Türkiye’nin önemini artırmaya yönelik arzusu, bu şekilde gerçekleşti. Ancak Bağdat Paktı, Irak darbesinden sonra işlevini ve önemini kaybedince Menderes’in bu arzusunun da anlamı kalmadı.
Ortadoğu Ülkelerinin Tepkileri
Eisenhower Doktrini karşısında Ortadoğu ikiye ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden; 6 Ocak’ta Lübnan olmuştur. Lübnan, bu hareketi ile, takip ettiği tarafsızlık politikasını terk etmiş oldu. Lübnan’ın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan, Eisenhower Doktrini’ni kabul ettiklerini açıkladılar. Bunlardan sonra Afganistan, Libya, Tunus, Fas, ve İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini bildirdiler.
Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır’dan geldi. Arkasından Suriye, bu tepkiye katıldı. Bu iki devleti ise Ürdün ve Suudi Arabistan takip etti ise de, birkaç hafta sonra Suudi Arabistan, tutumunu değiştirerek, Eisenhower Doktrini’ni “iyi ve müspet” bulduğunu bildirdi. Çünkü Suudi Arabistan, İsrail konusunda bu devletlerle beraber gitmeye hazırdı; fakat Sovyetler konusunda bu devletlerle bir adım bile atmamaya kararlıydı.
Sonuç
Eisenhower Doktrini sonrası Ortadoğu ikiye ayrıldı: Türkiye, Yunanistan, Irak, Lübnan, Tunus, Libya, Afganistan, Fas, Pakistan ve İsrail doktrine olumlu cevap verirken, Suudi Arabistan ise önce olumsuz bir tepki vermesine rağmen daha sonra tutumunu olumlu yönde değiştirdi. Mısır, Suriye ve Ürdün ise bu doktrine sıcak bakmadı. Bazı Ortadoğu ülkelerinin ABD ile ilişkileri daha da artsa da, ABD ve Sovyetler’in soğuk savaşı Ortadoğu’ya da sıçramış oldu.